top of page

Türkçe Şarkılardaki "Teknolojik" Hisler

Güncelleme tarihi: 1 May 2023















Gökhan Eker


Teknolojinin sağladığı imkânlar artık yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldiği halde neden Türkçe şarkı sözlerinde bu kadar az teknolojik öge var diye aklıma takıldı geçen gün. Cep telefonu, sosyal medya uygulamaları elimizden bu kadar düşmezken şarkıların çok önemli bir kısmının ana konusunun hala sevgi, kara sevda, kader, ayrılık, aldatma olması tuhaf geldi. Gerçekten bu kadar az mı yoksa ben mi kaçırdım diye yıllarca satın aldığım ama artık çok yer kapladıkları için atmaya karar verdiğim CD’lerden dijital ortama aktardığım on binden fazla kaydın olduğu müzik arşivimi taramaya başladım.


Yanılmamış olduğumu görmek beni şaşırtmadı, her ne kadar modernleşse de şarkıların içerikleri geçen yıllar içinde çok fazla değişmemişti, hala karşılıksız sevgi, bir türlü kavuşamayan âşıklar, aldatanın, terk edenin yerden yere vurulduğu içerikleri ile şarkılar çok az teknolojik öge içeriyordu.

Teknoloji denilince özellikle zaman boyutunu da işin içine katarsak hangi öge diye sınırları çizmek de çok kolay değil aslında. Çakmaktan tekerleğe, gramofondan walkmana kadar birçok yenilik zaman geçtikçe sıradanlaşıp her zaman hayatımızdaymışçasına kabul görseler de ben daha çok iletişim, ulaştırma ve görselleştirme üzerine odaklanmayı tercih ettim bu araştırmada.


İletişim sadece insanın değil tek hücreli mikroorganizmaların bile, kimyasal seviyede de olsa, yaşamaları, gelişmeleri için vazgeçilmez bir unsur. İnsanlık tarihinde de iletişim, dilin gelişimi, resim tabanlı yazıdan bugünkü gerçek zamanlı video görüşme olanaklarına kadar geniş bir yelpazede son yüzyılda daha da hızlanan bir gelişim gösterdi. Şarkılara bu nasıl yansımış diye bakarken karşıma ilk olarak bir türkü çıktı.


“Telgrafın tellerine kuşlar mı konar”, diyordu bu uşşak türküde Zeki Müren. Birçoğumuzun tecrübe etmediği telgraf 1843 yılında hayatımıza girdiğinde (Türkiye’de ilk hat 1847-1855 yılında İstanbul-Edirne-Varna arasında çekilmiş) çok uzaklarda olanın kısa bir sürede karşı tarafa iletilmesi ile önemli bir değişimi başlattı, özellikle şifreli mesajlarla savaşların kaderini değiştirmesi ile 20. yüzyılın ortalarına kadar önemli bir rol oynadı. İletişim tarihindeki yeri ve özellikle Mors alfabesi nedeni ile hala ders kitaplarında yer bulsa da en son gidemediğimiz düğünlere tebrik mesajı iletmek için kullandığımız bu servis birçok ülkede 2000’li yılları bile göremedi. Bu türküde de bir kenarı yakılmış mektubun yerine artık telgrafın geçmeye başladığının izlerini görmek mümkün.


Telefon ise 1880 yılında telgraftan kısa bir süre (40 yıl ama nedense kısa gibi geldi bana) bulundu ise de özellikle ülkemizde 1980’li yıllara kadar büyük şehirler özelinde kalarak yaygın olmayan bir servis olarak yaşadı. 70 ve 80’lerde hala mektup yazarak uzaklardan haber alıp vermeye devam ediyorduk. Bu yüzden mektubun şarkılarda hatırı sayılır bir yeri olması sürpriz değil. GSM teknolojisi yani cep telefonları ise 90’lı yıllarda tüm dünya ile kısa bir süre farkı ile hızla hayatımıza girdi, SMS (kısa mesaj servisleri), Internet, e-posta, akıllı telefonlar, görüntülü görüşme, gerçek zamanlı oyunlar derken artık bugün hayatımızı yönlendiren, bazen de yöneten bir araç haline geldi.


Buna rağmen şarkılarda mektup, nağme, telefon ve getirdiği iletişim olanaklarına göre çok daha az geçiyor sanki. Kapsama radyo, televizyon, teyp, gramofonu da eklesem sayı yine de az kaldı.

Ben belki bulamadım diyeceğim, o yüzden sizlerin aklında varsa aşağıda yorumlar kısmına eklerseniz sevinirim. “Ara beni yar, ara sıra ara yar” diyen şarkıları da eylemi kullandığı için dışarıda bıraktığımı söylemeliyim.


İşte bulabildiklerim,

Bülent Ortaçgil, “Telefon”,













Hadise, “Telefon Rehberi”,













Hakan Altun, “Bir Telefon”,













Füsun Önal, “Telefon”, bu şarkıdaki “Aç hadi aç telefon aç” nakaratını dinlemek oldukça keyif verdi bana,













Serdar Ortaç, “Canıma Minnet”, şarkıda “Çektiğim mesajları okumadan atacakmış” ile hıncını kısa mesajlardan alan sevgiliye sitem ediliyor, yakılan mektupların yanı sıra,













Sezen Aksu, “Gidemem, “O zaman hemen git radyoyu aç” tavsiyesi ile şarkıların verdiği motivasyonun altı çiziliyor,













Demet Akalın, “Bebek”, “Olmadı bi’ de sinema yaparım”, diyerek yüz yılı aşkın bir süredir hayatımızda olan sinemanın televizyon sonra da pandemi ile güç kaybetse de kafa dağıtmak için hala iyi bir alternatif olduğu hatırlatılıyor,













Son zamanların parlayan yıldızı ile Sefo, “Tutsak” isimli şarkısında “Mükemmel bir film tadında” diyerek aşkı için pek de rastlamadığımız bir tarif yapıyor.













KÖFN’den (isimleri üzüm küfesi manasına gelen Türkçe bir kelime iken yazılışı nedeni ile Almanca gibi hissettiren elektronik müziğin yeni keşfi) “Bi’ Tek Ben Anlarım” şarkısında “Hiç izlememiş olsaydım bu filmi canımı acıtırdı” diyor,













Şarkı sözünde geçmediği halde Taner’in bir telefon kulübesinde geçen ve telesekreter teması ile çok sevdiğim şarkısı “Affetmedim Kendini” de eklemeden geçemedim,













Telesekreter demişken Telesekretere konuşamayanların en meşhuru olarak Teoman’dan “Paramparça” şarkısını es geçmek olmaz.













Konumuz Türkçe şarkılar olsa da Televizyon deyince Dire Straits‘in “Money For Nothing” şarkısını da uzun süre mırıldandığımı itiraf etmeliyim (“I Want my MTV, I Want my MTV”) arşivimi karıştırırken.













Resim kelimesi çok sıklıkla geçse de artık on binlerce karelik arşivlerimiz olmasına rağmen fotoğraf özelinde sayı yine kısıtlı.

Mirkelam, “Bir Fotoğraf Çekinebilir miyiz?”













Nazan Öncel, “Yan yana Fotoğraf Çektirilelim” albümünde ise bu özelde bir şarkı olmasa da albüm isminde yer alması ile listede olmayı hak ediyor bence.













İsmail YK‘nın “Facebook” şarkısı dışında bilgisayar, sosyal medya kullanımı ise hemen hemen hiç yer bulamamış şarkılarda. Lüks ürün markalarının sıklıkla geçtiği yeni nesil rap, hiphop şarkılarda bile. (bolca Gucci, Prada, Mercedes duyuyoruz yeni nesil rap şarkılarda)













Snapchat‘e dem vuran Burry Soprano’nın “Mary Jane” şarkısı yasaklı olduğu için burada da hiç bahsedilmemiş sayın. Remikslerine erişim ise hala mümkün.













Arabanın ise diğer teknolojik olanaklara göre biraz daha fazla yer bulduğunu söyleyebilirim. Geçenlerde rastladığım Seyit Battal Uğurlu’nun “Otomobil ve Benlik: Türk Edebiyatında Araba Olgusu” araştırmasında bahsettiği gibi bir statü göstergesi olarak araba ve araba markaları şarkılarda da biraz daha öne çıkıyor, Türk sanat müziği eserlerinde, Türk Pop Müziğinin 90’lar ve günümüz ezgilerinde. Çalışmanın linkini aşağıda bulabilirisiniz,


Yabancı dilde yazılmış şarkılardan da Queen’in “I’m in love with my car” da ilk akla gelen çalışma olduğu için eklemek istedim.













Münir Nureddin Selçuk’un “Otomobil Uçar Gider”, Nesrin Sipahi’nin sesinden dinlemekse apayrı bir zevkti.













Pek bilinmese de Zeki Müren’den içinde birçok marka ismi ile “Arabalar” şarkısı “Şoför abi yolun açık olsun diyor”,













Kemal Burkay’ın şiiri “Mamak Türküsünde” de için bestelenen şarkıda “Samsun Asfaltında Otomobiller”, hapishaneden yükselen sesleri bastırıyordu, Yeni Türkü’nün o güzel yorumu ile.













Bu grubun sanırım en popüler örneği Mustafa Sandal’ın “Araba” şarkısıdır. Bu şarkı önemli bir kilometre taşı idi Türk Pop Müziğinde “..förü de var“ sözleri “şo” yü söyledi mi söylemedi diye uzun süre sohbet ortamlarında ciddi bir konu olarak tartışılmıştı(!)













Cartel’den Türk rapinin ilk örneklerinden “25 yaşında 100 binlik araba nerden geldi bu para en iyisi sorma” sözleri ile “Bir Numara En Büyük”, daha sonra sıklıkla marka isimlerinin geçtiği araba içerikli rap şarkılarının öncüsü sayılabilir.













“Arabayı sen kullan demiştim içkiliyim" diye başlayan “Renkli Rüyalar Oteli” ile Teoman yine bu konuda da bir şarkısı ile teknolojik ögeleri en çok kullanan şarkıcı olarak karşımıza çıkıyor.













Otomobil için diğer bir örnek olarak da Evdeki Saat’in arabaların uzun farına ithafen yazdığı “Uzunlar” şarkısı karşımıza çıkıyor. Bu şarkının Nükhet Duru versiyonu da oldukça başarılı.













Türk popunun en çok sevdiğim şarkılarından birisi olan “Gemiler”i her ne kadar Teoman geniş kitlelere duyursa da Orhan Atasoy’un versiyonunu daha çok severim.













Sezen Aksu’dan “Ada Vapuru Yandan Çarklı” ile başlayan “Şinanay”,













Metin Ersoy’dan “Ah o gemide ben de olsaydım”,













Selma Ersöz’ün sesinden, yakın zamanda yok olmaktan kurtarılarak yeniden şehir hatları kadrosuna geri dönen “Paşabahçe Vapuru”,













Yavuz Bingöl’den “Kara Tren”,













İbrahim Tatlıses’ten “Tren Gelir Hoş Gelir”













İzzet Yıldızhan’ın “Sakine” şarkısındaki “Bak Gidiyor Makine” yi de Tren olarak kabul ederek













Diğer taşıtların da öteki teknolojik ögelere göre daha çok yer bulmuş olduğunu söyleyebiliriz. Uçak ise “tayyare” olarak karşımıza çıkmış. Örnekleri ise,

Grup Vitamin ’in matrak şarkısı “Üfürükten Tayyare”













Bir Rumeli türküsü olarak Ekrem’den “Tayyare”













Ezcümle iletişimi yüz yüze veya gıyabında yapmayı tercih edip, ulaşım araçlarını da daha çok statü göstergesi olarak kullanmayı tercih etmişiz gözüküyor şarkılarda.

Ayşe Özyılmazel “Roket”, Kalben ‘Robot, Kozmonot” diye bir şarkı yapmış olsa da “Otostopçunun Galaksi Rehberi”ndeki ögeleri şarkı sözlerinde duymak için hayli zaman geçmesi gerekecek gözüküyor.











406 görüntüleme1 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page