top of page

Motiflerin Arkasına Gizlenen Kadınlar ve Kalıpların Dışında Düşünmek


Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara kitabında çarpıcı bir uyarıda bulunur: “Ah yaratıcı beyin, vah tasarımcı beyin! Dört milyar yıl sonra bugün insanoğlu her zamankinden daha güçlü fakat bu güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz.” Harari sorar: Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi? Çünkü artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları da tasarlayabiliyoruz. Peki bu bizi nereye götürecek? Bizi ne kurtaracak? İnsanı ne kurtaracak? Evet, öyle sordum. Tatminsizlikten ne kurtaracak? Hazdan? Yapay zekadan, robotlardan, dijital imparatorluktan, ruhsuzluktan, şiddetten… sayarım bu tür gelecek ihtimallerini… gerçekten insanı ne kurtaracak?


Söyleyeyim. Sanat kurtaracak. Evet. Sanat. Bilimi, geleceği, refahı, katma değer, sanat kurar. Sanat kurtaracak.  Bunu düşünmeye davet ediyorum sizi,  yaratıcılığın derinliklerine, kalıpların ötesine taşıyan bir yolculuğa davet ediyorum. Ülkemizin en acil ihtiyacı belki de budur: Kalıpların dışında düşünmek. Ulusça zenginleşmenin, katma değerli üretim ve inovasyonun yolu buradan geçer. Sürekli faiz, kur, enflasyon tartışıyoruz; oysa asıl mesele teknoloji, üretim ve yaratıcılıktır. Bu da sanat, kültür, edebiyat ve özgün düşünceyle beslenir.


Yaratıcılık, üretkenlik ve verimlilik hepsi bir düşünce biçiminden doğar. Bu yüzden olguyu derinlemesine tartışmalıyız.



Yaratıcılık Nedir ve Nasıl Gelişir?

Yaratıcılık önce derinlemesine anlamaktır; insanın tüm hücreleriyle kavraması, erişmesi ve kavuşmasıdır. En çok okumak, muhakeme etmek, muhalif düşünmek, yeni insanlarla tanışmak, farklı kültürleri deneyimlemek ve yeni yerler görmek, inovatif düşüncenin kapılarını ardına kadar açar. Beyindeki bağlantıların çeşitliliği arttıkça, daha önce kurulmamış zihinsel köprüler kolayca oluşur. Bu da genellikle ani “aydınlanma” anlarını tetikler – düşüneni bile şaşırtan yenilikler doğar.

Yaratıcılığın en kritik basamağı “sıra dışı düşünce”dir. Bu noktada, çağdaş sanatın dikkat çeken isimlerini tanıtıyorum yazılarımla. Bugünkü yazı konuğum harika bir ressam Esra Yıldırım olacak.


Esra Yıldırım: Motiflerin Ardındaki Gizemli Kadınlar

1984 Bursa doğumlu Yıldırım, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nden birincilikle mezun olmuş, akademisyen kimliğiyle de tanınan bir sanatçıdır. Portrelerinde kadın figürleri, zengin Anadolu motifleri, çiçekler ve geometrik kilim/halı desenleriyle iç içe geçer. Bu eserlerde kadınlar adeta “gizlenen, unutulmuş, yok sayılmış” kimlikler gibi motiflerin ardına sığınır – dingin, bütünleşmiş ve derin bir sessizlikle izleyiciyi çağırırlar.


Yıldırım, farklı malzemeler, dokular ve tekniklerle tuvale yeni olanaklar sunar. Pastel tonları ustaca kullanır ancak o, öncelikle bir doku ve motif ressamıdır. Renkleri nesnelere bağımlı olmadan, onların ötesindeki temsil değerleriyle özgürce ele alır. Eserlerinde otantik motifler ile fütürist, düşsel unsurlar (uçan nesneler, fantastik figürler) harmanlanır. Bu, geçmiş-gelecek, olgusal-düşsel, Doğu-Batı sentezinin çarpıcı bir örneğidir.


Sanatçı kendi sürecini şöyle anlatır: “Gördüğüm bir portre ya da bir motif, zaman çemberi içinde, bir anda kendiliğinden açılan bir kilitli çekmece gibi davetkâr oluyor, bilinç dışı yönleniyorum onlara. Bir anda duygularım/düşüncelerim karşılıyor beni orada. Ben de bana o göz kırpan portreleri oradan dışarı çıkarıyorum.”

Bu yaklaşım, üç boyutlu bir arayışı iki boyutlu tuvalde yakalama çabasıdır. Çocukların arkadaki gizli görüntüleri hayal ederek çizmesi gibi, Yıldırım da minyatürist bir hassasiyetle otantik olanı bugünden besleyerek geleceğe taşır.


Yaratıcı Kaos ve Sıra Dışı Düşünce

“Yaratıcı kaos” kavramı, zıtlıkların buluştuğu bir alandır: Kaos düzensizliği, yaratıcılık ise düzeni ve inşayı temsil eder. Beyin, bu çatışmadan yeni örüntüler üretir. Gerçek yaratıcılık için risk almak, cesaret, irade ve fırsatları görebilme yetisi şarttır.

Peki insan potansiyeli gelişmeye açık mı? Herkes yaratıcı olabilir mi? Michelangelo’nun babası taşçı, Shakespeare ise tüccar oğluydu. Picasso, Dali, Tesla, Einstein, Atatürk ya da İbni Sina gibi düşünür ve yaratıcılar da aslında bizden çok farklı değildi – sadece potansiyellerini fark edip yıllarca disiplinle çalıştılar.


Yaratıcılık yalnızca sanatçılara özgü değildir. Satış stratejisi arayan bir girişimci, problem çözen mühendis, çocuklarının çok yönlü düşünmesini isteyen ebeveyn, sınıfı yöneten öğretmen veya sınava hazırlanan öğrenci için de vazgeçilmezdir. Her alanda lazımdır.


İlham Perisi ve Çalışmanın Gücü

İlham perisi kapıyı çalar mı? Evet, sıra dışı düşünür, tutkuyla ilerler ve yerel değerleri küresel trendlerle buluşturursanız (Esra Yıldırım’ın yaptığı gibi) sıkça uğrar. Ancak ilhamın büyük kısmı disiplinli çalışmadır. Tiger Woods 2 yaşında golfle başladı ve günde 12 saat çalıştı. Shizuka Arakawa, olimpiyat altınını getiren hareket için 19 yıl emek verdi.

Herkesin bir alanda mükemmelliğe ulaşma potansiyeli vardır. Önemli olan bunu keşfetmek ve doğru yöntemle yıllarca çalışmaktır. Beyin doğuştan öğrenme makinesidir; eğitim sisteminin unutturduğu şeyi hatırlatmak yeter.


Bitirirken

Esra Yıldırım gibi sanatçılar, motiflerin ardına gizlenen kadınların hikâyelerini ortaya çıkararak bize ilham veriyor. Şimdi sıra bizde: Kendi motiflerimizin ardındaki potansiyeli açığa çıkarmak ve yaratıcı kaostan yeni düzenler kurmak.

Türkiye’nin geleceği, bu tür sıra dışı düşüncelerle şekillenecek.


Yorumlar


bottom of page